Hukuki Değerlendirme

Tıp uygulamaları, istatistiksel veriler veya idari hedefler esas alınarak değil, her hastanın bireysel sağlık durumu, klinik bulguları ve tıbbi gereklilikleri dikkate alınarak yürütülmelidir. Hekimin temel yükümlülüğü, tıp biliminin gereklerine uygun hareket ederek anne ve bebeğin yaşamını ve sağlığını korumaktır.

Sağlık Bakanlığı’nın normal doğumu teşvik etmeye yönelik politikalar geliştirmesi ve bu kapsamda denetim mekanizmaları oluşturması kamu yararı açısından meşru bir amaç taşımaktadır. Ancak bu denetim yetkisi, hekimin bilimsel ve mesleki takdir yetkisini ortadan kaldıracak veya onu tıbbi gerekliliğe aykırı davranmaya zorlayacak şekilde kullanılamaz. İdarenin denetim yetkisi ile hekimin bağımsız tıbbi karar verme yetkisi arasında ölçülü ve adil bir denge kurulması zorunludur.

Doğum süreci dinamik bir süreçtir. Başlangıçta normal doğum planlanmış olsa dahi doğumun ilerleyen aşamalarında anne veya bebeğin sağlığını tehlikeye düşüren yeni tıbbi endikasyonlar ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda hekimin, güncel klinik tabloyu değerlendirerek sezaryen kararı vermesi hem mesleki hem de hukuki yükümlülüğünün bir gereğidir. Hekimin bu kararı, istatistiksel oranlar veya idari baskılar nedeniyle geciktirmesi ya da almaktan kaçınması, olası komplikasyonlar bakımından daha ağır hukuki sorumluluklar doğurabilir.

Bu nedenle yalnızca belirli bir dönemdeki sezaryen oranının yüksek olması, tek başına disiplin yaptırımı uygulanmasını haklı kılan yeterli bir neden olarak kabul edilmemelidir. Her bir doğum olayı kendi somut özellikleri çerçevesinde değerlendirilmeli; annenin klinik durumu, bebeğin sağlık durumu, doğumun seyri ve sezaryen kararını zorunlu kılan tıbbi endikasyonlar ayrı ayrı incelenmelidir. İstatistiksel veriler ancak risk analizi veya denetim açısından bir gösterge niteliği taşıyabilir; bireysel tıbbi değerlendirmelerin yerine geçemez.

Hukuk devleti ilkesinin, ölçülülük ilkesinin ve idarenin işlem tesis ederken somut olayın özelliklerini dikkate alma yükümlülüğünün doğal sonucu olarak, disiplin yaptırımları soyut oranlara değil, her olayın kendi koşullarına dayanan objektif ve bilimsel değerlendirmelere dayanmalıdır. Aksi yöndeki uygulamalar, hekimin mesleki bağımsızlığını zedeleyebileceği gibi, hastaların yaşam ve sağlık hakkı bakımından da ciddi riskler doğurabilir.

Sonuç olarak, hekimin hukuki sorumluluğu istatistiksel hedeflere göre değil, tıp biliminin gereklerine uygun davranıp davranmadığına göre belirlenmelidir. Tıbbi endikasyonun varlığı hâlinde sezaryen uygulanması, hekimin hem mesleki özen borcunun hem de hastaya karşı hukuki yükümlülüğünün bir sonucudur. İdarenin denetim yetkisi ise, hekimin bilimsel takdirini ortadan kaldıracak şekilde değil; somut olayın özelliklerini, tıbbi kayıtları ve bireysel endikasyonları esas alacak biçimde kullanılmalıdır.

 

@sağlık hukuku @kadın doğum @sezeryan @normal doğum @jinekoloji